Siyaseti, çoğu zaman bir çocuk oyununun basitliğinde çözebilirsiniz; “körebe oyunu” gibi örneğin. Oyun şöyle oynanır: Oynayanlar arasından bir ebe seçilerek gözleri mendil veya şal ile kapatılarak oynanır. Ebe etrafında dönerek yönünü şaşırır; sesleri takip edip diğer oyunculardan birini yakalamaya çalışır. Yani ebe artık körebedir. Gözleri bağlanan kişi, seslerin yönlendirmesiyle hareket eder. Kendi yolunu bulamaz, kendi sezgisine güven engellidir.
Bugün Yeni Parti’de (öncesinde CHP) yaşanan tablo tam da budur. Bana göre bugün ortaya çıkan siyasi görüntü, Özgür Özel’in kendi liderliğini ortaya koymak yerine Ekrem İmamoğlu’nun siyasi stratejisinin gölgesinde kaldığı izlenimini veriyor. İmamoğlu, kendi stratejisini dayatırken, Özel’in hareket alanı daralmakta; halkın gözünde “lider” değil, “yönlendirilen” konumuna düşmüştür.
Liderlik ve Halk Boyutu
Cumhuriyetimizin sorunu kişisel hırslar değil, vicdani sorumluluktur. Liderlik, dizginleri başkasına bırakmak değil; halkın vicdanını temsil etmektir. Eğer bir lider, kendi iradesini teslim ederse, halkın gözünde bir “körebe” olarak kalır. Dediğimiz halk için de geçerlidir: “Ey millet, körebelikten çıkarak uyanık bir toplum olmak zorundasınız” dersek, ileri gitmiş olmayız.
(Karabaş’ın havlamasını anlar gibiyim: Çoban köpeği, uyuyanları uyandırır, oyunu bozar. Karabaş’ın sesi, halkın vicdanıdır: “Körebe oyununu bitirecek olan, liderlerin değil, halkın uyanıklığıdır!” Breh breh, ukala şey!)
Tarihsel Örnekler
Tarih bize defalarca göstermiştir:
- Roma’da Senato’nun kuklası hâline gelen imparatorlar, halkın gözünde lider değil, körebe oldular. Yoksa koskoca Roma İmparatorluğu yıkılır mıydı?
- Osmanlı’da II. Abdülhamid’in istibdat rejiminde, dizginleri saray tutarken, Meclis-i Mebusan gözleri bağlı bir ebe gibi kaldı. Padişahlarımız bilimsel yolda ilerlemeyi şiar edinebilselerdi imparatorluk kağıttan kaplana döner miydi?
- Cumhuriyet’in kuruluşunda ise tam tersi yaşandı: Mustafa Kemal, halkın vicdanıyla birleşti. O yüzden “lider” oldu, “ebe” oldu Cumhuriyet doğdu, öyle Atatürk oldu; “körebe” değil…
Bugün de aynı ders geçerlidir: Liderlik, dizginleri başkasına bırakmak değil, halkın vicdanıyla yürümektir.
Gölgeler Mağarasından Çıkış
Körebe yerindeliği (metaforu), özgür irade ile bağımlılık arasındaki gerilimi anlatır. Gözleri bağlanan kişi, başkasının yönlendirmesine muhtaçtır. Bu durum, Platon’un ünlü Mağara Alegorisi’ne benzer. Mağaradaki zincirli insanlar, duvara yansıyan gölgeleri gerçek sanırlar. Kendilerine sunulan illüzyona inanırlar. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ma%C4%9Fara_alegorisi).
(Ancak Karabaş’ın havlaması, mağaranın dışındaki gerçek dünyayı hatırlatır. Toplumu uykusundan uyandıracak olan bu ses, körebenin bağlarını koparacak yegâne güçtür. Siyaset sahnesindeki bu tehlikeli oyunu, ancak kendi göz bağını çözüp gerçeği gören bir halk bozabilir.)
Sonuç
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, körebeler değil; dizginleri kendi eline alabilen, halkın vicdanıyla yürüyen liderlerdir. Özgür Özel’in Ekrem İmamoğlu’nun siyasi çizgisinin gölgesinde kaldığı yönündeki görüntü, benim kullandığım ‘körebe’ metaforunun temelini oluşturuyor. Ama Karabaş’ın havlaması, halkın uyanıklığını temsil eder: “Körebe oyununu bırak, göz bağını aç!”
Ecz. Arif Yayla








